18 Ocak 2019, Cuma
Bizi izleyin:
Giriş Yap EUR   TL0,34USD   TL0,34
20 Kasım 2014 | Son Güncelleme: 23.11.2014-23:29

NACİ AKIN

6
NACİ AKIN

MUHALEFET SANATTIR, MEZİYET İSTER

Monarşiden, oligarşiye, Faşizme, Komünizme, tek partili Cumhuriyetten, her türlü totaliter rejimlere kadar iktidar her rejimde vardır. Muhalefet ise sadece demokratik yönetimlerde bulunur. İngiltere örneğinde olduğu gibi rejim krallık rejimi, meşruti monarşi de olsa, o ülkede demokrasi varsa muhalefet de vardır. Muhalefet sadece bir iktidar alternatifi değil aynı zamanda iktidarın murakabesi, kötü idarenin denetimi, yolsuzluk, suiistimal, adam kayırma, gibi durumların ortaya çıkarılması, kamuoyunun bilgilendirilmesi için de gerekli bir müessesedir. Müessesedir diyorum çünkü muhalefet ancak kurumsal olduğu takdirde işlevsel olabilir. Muhalefetin siyasi partilerle yapılabildiği gibi, sivil toplum örgütlerince, özgür basın medya tarafından da yapılabiliyor olması o toplumda demokrasinin ne kadar yerleşik olduğunun da bir göstergesidir. Her ne kadar tanımları ve hukuki statüleri gereği sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları siyasi faaliyetler içinde bulunamazlarsa da, mensuplarının hak ve çıkarlarını korumak, toplumsal sorunlarda kanaat bildirmek, yanlış olduğunu düşündükleri bir uygulamada fikir beyan etmek, vaziyet almak siyaset yapmak anlamına gelmez.

Muhalefet aynı zamanda rejimlerin de sigortasıdır. Muhalefetin olmadığı yerde iktidarın baskısı altında toplumda oluşan negatif enerji birikimi bir an gelir ki patlar ve rejimi tehdit eder noktalara ulaşır. Oysa demokratik hukuk devletlerinde bir taraftan muhalefet, diğer taraftan güvenilir, bağımsız ve tarafsız bir adalet sistemi bu gerilimi absorbe ederek toplumsal infiali önler. Adalet ve hukuk sistemi de güvenilirliğini yitirmişse o zaman toplumsal infial daha da artar.

Sosyolojik olarak baktığımızda, 2002 seçimleri 12 Eylül rejiminin toplum üzerinde oluşturduğu negatif birikimin henüz dağıtılamadığı, üstüne üstlük 28 Şubat Hükümetlerinin baskılarının eklendiği bir dönemde ve toplumun kendi seçtiği parlamentonun bunu çözemediğine inandığı bir ortamda gerçekleşmiştir. Bunu gören parlamento dışı muhalefet hareketleri toplumsal muhalefeti kendi yanlarına çekmeyi başarmışlar, halk muhafazakar yörelerde AKP, laiklik hassasiyeti olan yörelerde ise Cem Uzan’ın Genç Partisine yönelmiştir.

Elbette ki AKP’nin bu başarısı ve Genç Partinin beklenmedik oranda oy alması 28 Şubat sonrası sahneye konan toplum mühendisliğine bağlanabilir. Ancak bizim işimiz komplo teorileri ve toplum mühendisliği söylentileri üzerinden yorum yapmak değil, olaya siyaset sosyolojisi üzerinden bakarak siyasi analiz yapmaktır. Ortada bir gerçek vardır; o da her iki partinin toplumsal muhalefeti iyi analiz ederek siyasi söylemlerini buna göre yönlendirmeleridir. Bu sonuçta DYP’nin seçim stratejisi hataları, toplumun beklentilerini doğru okuyamaması ve aday belirlemedeki hatalı tutumu da rol oynamıştır. AKP ve Genç Partiye kayan oylar DYP’nin %9.9 ile parlamento dışında kalmasına yol açmış, MHP de Genç Partiye kaptırdığı oylarla aynı kaderi paylaşmıştır. Böylelikle iki partili bir meclis oluşmuş, DYP ve MHP’nin meclis dışında kalması, AKP’nin % 34 lük oy oranına rağmen mecliste mutlak bir çoğunluk elde ederek tek başına iktidar olmasının yolu açılmıştır.

Yiğidi öldür ama hakkını ver misali, AKP bu şansını iyi kullanmıştır denilebilir. Zira AKP Abdullah Gül Hükümetinin iş başına gelmesi ile birlikte yeni bir ekonomik model sunmamış, Kemal Derviş’in 2001 krizi sonrası ortaya koyduğu aynı modeli uygulamıştır. Diğer taraftan da DYP’nin muhalefet sürecinde büyük emeklerle hazırladığı, şahsen benim de katkılarımın olduğu “İkinci Demokrasi Programı” AKP tarafından kopya edilerek kendi programları gibi yürürlüğe konmuştur. Dahası bu programı hazırlayan DYP-ARGE’deki ekibin başında bulunan bürokrat dostumuz,  DYP Erzincan Milletvekili adayı olan Hasan Basri Aktan da Maliye Müsteşarlığına getirilerek bu programın uygulaması pekiştirilmiştir. Erdoğan Hükümetlerinde de aynı uygulama sürmüştür.

AKP 2007 seçimlerine kadar kısmen merkez sağ bir çizgide iktidarını sürdürmüş, hatalı ve eksik uygulamaları olsa bile,ana hatlarıyla Kemal Derviş ve DYP programını uygulamıştır. Böylelikle ekonomide olumlu bir hava esmiş, istikrar görüntüsü verilmiş, demokrasi vurgusu da artırılarak geleneksel merkez sağ seçmeni ile ekonomi ve iş çevreleri tatmin edilmiştir. Peki muhalefet ne yapmıştır? Atılan doğru adımları destekleyip yanlış ve eksik uygulamaları tenkit etmek yerine istemezükçü bir tutum içine girmiş, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’i de arkasına alarak neredeyse meclisten çıkan tüm yasaların veto edilmesini sağlamış, adeta milli iradenin mabedi olan meclisi işlevsizleştirmeye çalışmıştır. Bu da AKP’nin arkasındaki kamuoyu desteğinin daha da artmasına sebep olmuştur.

2007 yılına gelindiğinde ise, AKP iktidarı artık devraldığı ekonomik programı tüketmiş, üzerine yeni tedbirler de koyamadığı için gerilemeye başlamış bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansımıştır. Ancak tam da bu noktada muhalefet bitirici darbeleri vurmak yerine tamamen zıttı politikalar izleyerek iktidarın ekmeğine yağ sürmüştür. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yaşananlar, Cumhuriyet mitingleri adı altında kutuplaşma eğilimlerinin körüklenmesi, ANAP ve DYP’nin CHP’nin dümen suyuna girip Cumhurbaşkanı seçimlerine iştirak etmemeleri, 27 Nisan e-muhtırası, 367 kararı, DYP-ANAP bütünleşmesinin hem iktidar ve hem de muhalefet partileri tarafından engellenerek sonuçsuz bırakılması, AKP’ye yaramıştır. AKP ise vesayetçi güçlere karşı savaş açtığı izlenimini vererek erimekten kurtulmuş ve % 47 gibi mutlak bir oy oranına ulaşmıştır. Bana göre bu sonuç iktidarın başarısı değil muhalefetin sorumsuzluğunun bir sonucudur.

2007’den sonra AKP değişmiştir, çıkardım dediği “Milli Görüş” gömleğini yeniden giymiş, merkez sağ siyaset anlayışından giderek uzaklaşmıştır. Demokrasi söylemleri sadece sözden ibaret kalmış, vatandaşların hayat tarzlarına müdahaleler artmış, temel hak ve hürriyetler sınırlanmaya kalkılmış, hukuk ve adalet sistemi baskılanmış, kumpaslar kurulmaya başlanmıştır. Yolsuzluk ve rüşvet olayları ayyuka çıkmış, kural tanımazlık, hukuk tanımazlık adeta bir siyaset anlayışına dönüşmüş, basın ve medya kuşatılmış, muhalif basın vergi denetimleriyle yıldırılmaya çalışılmış ve daha birçok demokrasi dışı uygulamalar giderek artmıştır. Bütün bu olup bitenler milletin gözü önünde cereyan etmiştir.

Böyle bir tablo karşısında iktidarın bir gün dahi yerinde duramaması gerekir değil mi? Öyle olmuyor tabi ki; aksine iktidarın başı ilk turda çoğunluğu alarak Cumhurbaşkanı oluyor. Bu ancak iktidarın başarısından çok muhalefetin başarısızlığı ile açıklanabilecek çok özel bir vakıadır. Demek ki; Muhalefet milletin gözü önünde cereyan edenleri halka anlatamıyor, buna mukabil iktidar yanlışı doğru gibi gösterip halkı inandırabiliyor. Bu da muhalefet partilerinin halkı tanımaması, anlamaması, siyaset sosyolojisi vi siyasal iletişimden bihaber olmalarından kaynaklanıyor.

Muhalefet sanattır ve meziyet ister o yüzdendir ki en etkili muhalefeti siyasetçilerden çok sanatkarlar yapmışlardır. Oysa bugünün muhalefet anlayışı ister siyasetçi ister olsun ister gazeteci yazar hep kendi düşüncelerinin doğruluğunu esas alarak muhatabını tahkir etmek ve kendi doğrularını dayatmak olarak kabul ediliyor. Halbuki etkili muhalefet etmenin yolu hedef kitleni iyi analiz edip, onların tercih ve önceliklerine uygun bir söylem geliştirmek ve onların dilini konuşmaktan geçer. Muhalefet sadece eleştirmek değildir, eleştirirken düşündürmek, hatta tebessüm ettirmek ve seçenek sunmak da gerekir. Asıl olan halkı inandırmaktır, inandıramıyorsan ne kadar doğruları söylesen de kıymeti yoktur. Onun için sanatı ve mizahı da kullanmak, hedef kitlenin anlayacağı dil ve üslupla konuşmak gerekir.

Bakınız hemşerimiz Şair Eşref ne demiş: “ Bir soğan soyarsın yaşarır gözler, devleti soyarsın aldırmaz öküzler”. Nereye çekersen çek, kim üstüne alınırsa muhatabın odur. 100 yıl önce söylenen beyit bugün bile hala güncelliğini koruyor, ama biri çıkıp da böylesine sanatsal bir eleştiri getiremiyor. Muhalefet savunmada olmaz, ama bizim muhalefet tek parti döneminin hatalarını savunuyor olmaktan bir türlü hücuma kalkamıyor. Oysa iktidar en iyi savunma hücumdur anlayışıyla muhalefetin yumuşak karnını buluyor ve oradan yükleniyor, halk da alkışlıyor. Ne diyelim böyle bir muhalefete böyle bir iktidar müstahaktır.

Kim ne derse desin bugün iktidar boşluğu yoktur, hatasıyla sevabıyla bir iktidar vardır. Ülkemizde maalesef muhalefet boşluğu vardır. Bakınız araştırma kuruluşları AKP’ne verilen oyların %30-35 oranında bir kesiminin alternatif bulunmamasından, verecek başka parti olmamasından verildiğini söylüyor. Yani AKP’ne verilen % 45 oyun 15 puanı kerhen verilmiş, bu demektir ki halkın nabzını tutabilen, onunla aynı dili konuşabilen, tutarlı ve umut vadeden bir parti ya da lider ortaya çıkarsa en az % 15 ile yarışa girecek, AKP ise % 30’a düşecektir.

İktidardan ve muhalefetten kopan milletvekilleri patır, patır parti kuruyorlar. Emine Ülker Tarhan’ın partisinden istifa gerekçesi partisinin sağa kaydığı iddiası ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesiydi. Hatta o dönemdeki demeçleri CHP seçmenini olumsuz etkilemiş ve boykotçular % 27’ye ulaşarak Erdoğan’ın ilk Turda %52 oy oranı ile seçilmesine sebep olmuştu. Şimdi bakıyoruz Sayın Tarhan, CHP’den daha sağda ANAP taklidi bir parti kurmuş, adını bile benzetmiş. Şimdi Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesine dolaylı da olsa katkı veren bu hanımefendi kimden ne sebeple oy isteyecek? Bir başka parti de adına Adalet sözcüğünü koymuş. Güya Adalet Partisini çağrıştıracak, eski AP’lilere, DYP’lilere şirin gözükecek. Hiçbir taklit aslının yerini tutmaz, tutamaz, sadece aslını yüceltir.

Evet, Türkiye’nin geçmişiyle sorunu olmayan, aksine geçmişi başarılarla dolu, millete hizmetle dolu Merkez sağ siyaset çizgisinde bir muhalefete ihtiyacı vardır. Çoğunluğu AKP seçmenleri arasında olan, bir kısmı da CHP ve MHP’ye kaymış merkez sağ oyları toparlayacak güçlü bir teşkilatlanmaya ihtiyaç vardır. Çatı vardır, kadrolar da hazırdır lider bulunduğunda önünde durabilecek bir iktidar düşünemiyorum. Taklitlerle, devşirmelerle bu iş olmaz, bu büyük camianın içinde o çatı altında olmasa bile nice cevherler vardır. İsimlerini telaffuz etsem “aa! işte budur” diyeceğiniz isimlerdir bunlar, ama siyaset hem yürek hem de gönül işidir.

“Yufka yürekle çetin yollar aşılmaz” düsturu ile büyüdük biz. Yüreği yeten, cesareti olan, baskıdan, tehditten yılmayan, işim bozulur endişesi taşımayan, Yüce Allahtan başka kimseden korkmayan, milletten başka kimseye borcu olmayan, mazisi temiz, fikri hür, vicdanı hür, sözde değil özde demokrat birileri vardır ve çıkacaktır mutlaka. Ve o çıktığı gün millet peşinde olacaktır, hiç endişe etmeyin. Güzel günler yakındadır, kalın sağlıcakla.

Etiketler:
Yorum Yazın

Yorumlar 6 yorum
  • paraları sıfırlıyorlar, deveyi hamuduyla götürüyorlar, fukara halkın parasıyla saraylar yaptırıyorlar, üstüne giden dürüst hakimi, savcıyı, polisi işten atıyorlar, kumpas kurup hapse atıyorlar ondan sonra da geçip bize darbe yapılıyordu engel olduk diyorlar, halkı da inandırıyorlar oyları kapıyorlar. Neden? adam gibi muhalefet yok da ondan. Şimdi naci beyin bu güzel yazısından medet bekliyorsunuz ona methiyeler düzüyorsunuz. Naci bey bu uğurda iki şehit vermiş bir ailenin evladıdır demokratların da yüz akıdır. Siz vazifenizi yaptınız da mı şimdi ondan işaret bekliyorsunuz? Hanginiz ananızı, babanızı, komşunuzu, köylünüzü uyardınız? Şimdi lider bekliyorsunuz lider size güvenip de mi çıkacak ortaya? Önce siz bir olun, birlik olun, tepkinizi gösterin toplanın, çıkın ortaya, düşün yollara. İşte o zaman, Menderesler, Demireller çıkar ortaya. Ne güzel söylemiş. "YUFKA YÜREKLE ÇETİN YOLLAR AŞILMAZ" diye. Helal olsun Sayın Naci Bey
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 21:52
  • yetsin artık bu çile değerli arkadaşlar naci bey bir işaret veriyor ama hayırlısı bakalım
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 17:42
  • agzına kalemine sağlık naci bey gümbür gümbür geliyoruz
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 17:41
  • senınle gurur duyuyoruz naci bey
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 17:40
  • Naci bey, yazınızı tüm muhalefet partileri iktidar olana kadar çerçeveletip parti binasının girişine asmalıdırlar bence...Çünkü gerçekten doğru muhalefetin olur olmaz her icraata çamur atmak olmadığını, muhalefetin her ne olursa olsun iktidarı koltuğundan etmek anlamına gelmediğini çok güzel anlatmışsınız. Zaten muhalefet bunu yapamadığından gerçekten muhalefet edilmesi gereken konuları da halk aynı kefede gördüğünden itibar etmiyor. Halbuki doğru icraatlarına doğru diyen bir iktidar olsaydı bugün muhalefet ettiği konularda da halk tarafından çok taraftar bulurdu. Çünkü o zaman işin doğası gereği bu admalar iyi şeyleri de söylüyorlar demekki iktidarın bu konudaki icraatı yanlıştır diyerek muhalefete destek verirler, hükümete STK'lar aracılığıyla ihtar verirler, hükümette bu adımdan geri adım atmak zorunda kalırdı. Ama şimdi muahalefetin bu tavrı yüzünden halkta gerekli desteği hükümete vermiyor. Çünkü halk muhalefetin kötü niyetle iyi işleri baltaladığını düşünüyor çünkü şimdiye kadar hiç bir yapılan iyi icraate bu güzeldi denilmediği için. Zaten batı ülkeleri bunu başarabildikleri için bizden çok ilerideler. Orada sadece muhalefet değil basın da her yapılan icraate körü körüne muhalefet etmiyor. Muhalefet ettiklerinde de halk konuya vakıf olmasa bile basına da muhalefet partisine de destek veriyor..Umarım muhalefet etmenin bu boyutunu ele alabilen bir muhalefetimiz olur da gerçek demokrasiye de böylece kavuşmuş oluruz. Yavuz KAYMAKCI
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 15:04
  • Türkiye'de siyasetin önünün neden tıkandığını gösteren harika tespitlerde bulunmuş Sayın Yazar. Ancak CHP ve MHP'ye rağmen bu yüce millet bu tıkanıklığı aşabilecek sorumlu ve onurlu bir muhalefeti çıkarabilecek ve iktidara taşıyabilecek güce sahiptir. İngiltere örneğini vermişsiniz bu da tam günümüze uyuyor. İngiltere'de Kraliçenin sözü sadece Buckingham Sarayında geçer, hatta kraliçenin maişetine bile Parlamento karar verir. İngiltere'de Kraliçe kalkacak Hyde Park'ın ortasına AK-Saray yaptıracağım diyecek, o parlamento böyle bir talep karşısında Buckingham'ı bile elinden alır, çünkü orada demokrasi vardır. Maalesef ülkemizde böyle sorumsuz muhalefet olduğu müddetçe bunlar milletin cebinden çok saraylar yaparlar, halk da Soma'da, Ermenek'de olduğu gibi canını vermeye devam eder. Hicabi Çelik
    / 21 Kasım 2014, Cuma - 11:49

© Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları SELENDİ MEDYA ve haber kaynaklarına aittir, lütfen haberleri izinsiz kopyalamayınız. Youtube Video İndir 45 Haber