15 Aralık 2018, Cumartesi
Bizi izleyin:
Giriş Yap EUR   TL0,34USD   TL0,34
24 Haziran 2014 | Son Güncelleme: 29.06.2014-16:28

BERLİNDE İKİ GÜN

0
BERLİNDE İKİ GÜN

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (59)Berlin (Duvarının yakını)


BERLİN’DE İKİ GÜN
Hamburg şehrinde hareket eden hızlı tren iki saatlik bir yolculuktan sonra Saat:23:15 olduğunda Berlin Tren garında 12 Nolu hatta yanaşarak durdu ve treni terk ettim. Tren Garını ayrıntılı olarak gezmeye karar verdim. Gar çok büyük ve modern bir yapıya sahipti. Oldukça ayrıntılı olarak düzenlenmiş Çok katlı devasa bir yapı. Orada trenle gidilecek yönü ve yeri bulmak oldukça kolay. Gezim bittikten sonra önce garın batı kapısında dışarıya çıktım, ancak şehirle bağlantısının olmadığını anladım. Garın etrafı oldukça boş durumda idi. Sonra garın doğu kapısında çıkıp etrafı inceledim. Burada da şehrin oldukça uzakta olduğunu anladım.
Gideceğim yerleri önceden planlamadığım için hangi yöne gitmem gerektiğine uzun bir süre karar veremedim. Şehir hakkında bilgi edinmeyi de istemedim. Amacım her yere rast gele gitmekti ve neyle karşılaşacağımı bilmeden gitmekti. Sonuçta Televizyon kulesine doğru yürümeye başladım. Gittiğim yönde su kanalları ile karşılaştım ve yolum kapalı bir yere çıktı. Geriye dönmek zorunda kaldım.
Uzakta gördüğüm belediye otobüslerinin geçtiği yola doğru ilerlemeye devam ettim. Bir saatlik yürüyüşten sonra kendimi meclis binasının önünde buldum. Artık iyice doğu yönüne geldiğimi anladım. Biraz daha ilerleyince Berlin Duvarına geldim. Artık nerede olduğumu biliyordum. Tesadüfen Berlin şehrinin göbeğine gelmiştim. Saat 02:00 olmuştu.
Benim bir otel bulmam gerekiyordu. Önüme gelen otelde yer sordum ancak her bir otel dolu idi. Otel bulamıyordum. Döne dolaşa her otele yer sormaya devam ettim. Şimdi saat 03.00 oldu ben halen bir otel bulamadım.
Artık batı yönüne yürümeye karar verdim. Meclis binasında iyice uzaklaştım. Son girdiğim otelin bayan görevlisi bana Motel One ismindeki Oteli tarif etti ve orada yer bulabileceğimi söyledi. Bende onun dediği gibi yaptım, Motel One adlı Otelde gerçekten de yer buldum. Saat 03:30 olmuştu. Otele 72,45-Euro ödeyerek kayıt yaptırdım. Böylece Berlin şehrinde artık yabancılığım ağır ağır ortadan kalkmaya başlamıştı ve ben iki gün burada kalacaktım. İki gün sonra Türkiye’ye dönecektim.

 ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (115)

Berlin (Merkez)

HER OTELDE BİR EKSİK VAR
Otel yıldızlı olmasına rağmen, her fırsatı para ile ölçen anlayış, Otel Tren garına yakın olması ve merkeze yakın olması nasıl olsa müşteri gelir düşüncesi ile Otel odasına dâhili telefon, buzdolabı ve su koymamışlardı. Avrupa’yı gezip gezdiği yerleri ve kaldığı otelleri överek göklere çıkaranlar neden övgü ile söz ederler bilmiyorum. Ancak gerçekler hiçte öyle değil. Blog yazarlarının bir kısmı ülkemizi kötüleyip Avrupa’yı övmelerinin nedeni bende bir soru olarak duruyor. Meğerki gezilerinin iyi geçtiğini anlatmak için olumsuzlukları yazmamayı yeğliyorlarsa bu gerekçe ile dahi olsa, doğru bir tavır değil sanıyorum.

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (39)

Berlin (Merkez)

BERLİN ŞEHİR TURU
29 Nisan 2014 Salı günü sabah erken bir saatte Oteli terk ederek yeniden, Almanların BUNDESTAG olarak adlandırdıkları Meclis binasına doğru yürümeye başladım. Berlin şehrindeki trafik, geçtiğim diğer şehirlere göre, oldukça yoğundu, Şehir oldukça düzenli ve temiz. Güvenlik diğer şehirlere göre daha yoğun durumda, Şehirde ulaşım, çok yoğun bir Metro ağı Tramvay ve Otobüslerle sağlanıyor. Berlin’de şehir içi ulaşımı oldukça kolay.
Berlin’de şehir turu yapan Hot On Hot Off Otobüsleri oldukça çok sayıda vardı. Şehir merkezini yaklaşık üç saat yürüyerek gezdikten sonra artık öğlen oldu ve güneşin etkisi oldukça artmıştı. Ben artık şehir turu yapan otobüslerle seyahat edip şehrin kenar mahallerine gitmeye karar verdim. Otobüs duraklarında hangi otobüsün hangi yöne gideceğini gösteren haritalar bulunmaktadır. Ben şehrin Kuzey doğu yönüne giden Otobüse bindim. Şehrin doğu yönündeki mahallerine gittim. Artık şehrin sonuna doğru gelmiştik, diğer şehirlerin ana yol bağlantı tabelaları çıkmıştı. Orada inmeye karar verdim.

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (60)

Berlin (Merkez)

MAHALLELERİ GEZDİM
Otobüsten indikten sonra mahallenin içlerine doğru yürümeye başladım. İlk dikkatimi çeken evlerin en alt katlarının pencerelerinde güvenlik demirleri yoktu. Bazı pencerelerde güneşlikler vardı, mahalle oldukça sakin, sokaklarda oynayan çocuklar yoktu. Çok sayıda sokağın ortak noktasında bir seyyar satıcı, sebze ve meyve satıyordu. Küçük bakkal seviyesinde satış yerleri yoktu ve mahallede dükkân diye adlandıracağımız ticaret yerleri yoktu. Bitişik nizamda yapılmış evler çok azdı.
Ana caddeye gelerek Yeniden otobüse bindim, yaklaşık on durak sonra yeni bir mahallenin yakınında indim. İndiğim yerdeki mahalleyi çok fazla derinliğine gezmeye gerek görmedim. Kısa bir süre sonra ana caddeye yeniden geldim.
Yeniden otobüse binerek, şehrin merkezine yakın bir yerde indim. Artık yürüyerek merkeze gidecektim. Caddede yürürken birçok yerde, tuvaleti kullanıp kullanamayacağımı sordum, ancak birçok kimse müsaade etmedi. Son olarak bir kuaförde ricada bulundum, adam gönülsüz olarak müsaade etti.
Biraz daha yürüdükten sonra cadde üzerinde, SOFRAM isimli bir restorana rastladım. Hem dinlenmek hem de çay içmek için Restoranın önünde bulunan bahçesinde oturdum.

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (84)

Berlin (Merkez)

AYDİYET VE KOMPLEKSİN KARŞILAŞMASI
SOFRAM isimli Restoranda oturduğumda, Akşama doğru şehrin batı yönünü gezmeyi ve sonrada Türklerin yoğun yaşadığı, Kreuzberg semtine gitmeyi düşünmeye başlamıştım. Yan masada orta yaşlı bir arkadaş oturuyordu ve Türkçe konuşuyordu. Kendisine selam verdikten sonra, Kreuzberg’e nasıl giderim diye sordum.
Adam, beni azarlar bir sesle ve aşağılar bir tavırla şöyle dedi; Ayıptır. Kreuzberg’e, krauzberg deme ayıptır dedi. Bende kendisine gülümseyerek kime ayıp olur? Almanlara mı? Ben Almanca bilmiyorum Türkçe ve İngilizce biliyorum. Ayrıca Almanca bir ismi, bir harfle yanlış telef uz etmeyi, Almanlarda normal karşılarlar sanıyorum. Bunda ayıp bir yan yok ki!!! Yani şimdi, Türkiye de bulunan, Turistlerin hepsi Türkiye’deki isimleri tam olarak mı, telef uz ediyorlar deyince, Adam birden sesinin tonunu normale çekerek ve yardımcı olan bir tavır takınarak. Abi ben zaten gidiyordum, İçeride Ahmet abi var O daha iyi biliyor, sana yardımcı olur, diyerek orada ayrıldı.
Arkadaş gittikten sonra, düşünmeye başladım. Almanca bir semt ismini, bir harf farkı ile telef uz edilmesini ayıp saymasının altında yatan, bu kültürel anlayışı nasıl oluşmuştu.? Üstelik kendi ana dili olmayan bir başka dilin, Bir harfini dahi koruyan, bu yaklaşımı nasıl yorumlamak gerekirdi acaba.? Bu nasıl bir sosyoloji idi. Bu nasıl bir psikoloji idi. Bu durum sosyolojik olarak nasıl açıklanabilirdi ki, en azından, benim için zor bir soru idi.
Bir süre sonra Ahmet abiyi buldum, kendisinde çay sipariş ettikten sonra, işi bittiğinde sohbet etmeye başladık. Yaklaşık bir saat sohbet ettikten sonra, Ahmet abi; Bu tür anlayışa sahip, çok sayıda insanın olduğunu söyledi. Ahmet abi, iç Ege’ liydi.
Kendi ana dili dahi olmayan, bir dilin bir harfini dahi koruma gereği ve sorumluluğunu duyan, bu arkadaşın, ayniyatını kaybettiği ve kendi kültürüne karşı, aşağılık kompleksine kapıldığı ve Almanlara hayran olduğu çok aşikardı.
Zaten, Antik Yunan ve Roma toplumlarında bu yan, Avrupalılar; Asya ve diğer tüm toplulukların barbarlar olduğunu, kulaklara söylemeye ve beyinlere işlemeye devam ediyorlar. Avrupa’nın kültürel alt yapısını, Ruhban zümresinin, oluşturduğu ve ayakta tuttuğu, işlerliğini ise diğer hâkim zümrenin elinde bulundurduğu, batılı emperyalist çıkarlarını zorluk çekmeden devam ettirebilmek için; Demek ki; Bir harfi dahi koruyacak, yabancı insanları elde etmişlerdi ve bu işi bu kadar ilerletmişlerdi.

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (112)

Berlin (Türk Restoran)

YUMUŞAK VE EN UYGUN ZEMİN
Avrupalıların, kısaca, Binalarında dâhil olduğu, her türlü araç ve gereç olarak adlandırılan maddi kültürlerini, insanın yaşamını kolaylaştırdığı için beğenebiliriz. Avrupalıların, maddi kültürlerini beğendik diye kendi öz kültürümüzden koparak, Başka bir kültürün hayranı olmamalıyız diye düşünüyorum.
Zira böyle yapınca ve kendi özümüzü kaybederiz, kaybedince’de, hayran olduğumuz O kültürlerin sahiplerinin gözünde bile, kimliksiz ve değersiz hale geliriz sanıyorum.
Bilindiği gibi, Avrupalı hâkim zümreler, tarih boyunca, zalimliklerine uygun zemin hazırlamak, zalimliklerinin üstünü örtmek ve kendilerini haklı çıkarmak için, öncelikle kültürel emperyalizm yöntemlerini kullanmışlardır. Kullanmaya da devam ediyorlar.
Kültür emperyalizmini; Yumuşak, masrafsız ve sömürü şansını en yükseğe çıkarabilecek en uygun bir yol olarak görmüşler, seçmişler ve halen uygulamaya devam etmektedirler.

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (55)

Berlin (Merkez)

BERLİN’İN MERKEZİ VE BATISI
Yürüyerek, yeniden Meclis binasının, çevresine geldim ve geçen gece geçtiğim, caddeleri yeniden gezmeye ve fotoğraf çekmeye devam ettim. Daha batı ya doğru gezmek istiyordum. Öylede yaptım. Artık yorulmaz olmuştum. Kondisyonum oldukça yükseğe çıkmıştı, benim için zaman yetmez olmuştu. Saat 19.00 olduğunda Metro ile Türklerin yoğun olarak yaşadığı, Kreuzberg’e gittim.
Semte yakın bir duraktan, indikten sonra yürümeye başladım. semte geldiğimde her tarafın kahvehanelerle dolu olduğunu gördüm. Çok sayıda kahvehaneye uğradım. O gün, maç vardı, herkes maç izliyordu. Kahvehaneler çok dolu idi Geçtiğim bir sokak içinde, büyükçe bir cemevi yapmışlardı. Cemevinin etrafında, çok sayıda Türk ticaret dükkânları vardı. Saat geç olmuştu, tekrar şehir merkezine doğru gittim ve Berlin duvarına yakın bir yerde, bir otele kayıt yaptırdım ve oradan kaldım.

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (29)

Berlin (Merkez)

BERLİN DUVARININ YERİNDE YELLER ESİYOR
30 Nisan 2014 Çarşamba sabahı, otelden ayrıldıktan sonra, Berlin Duvarını görmeye gittim. Duvarın yerinde yeller esiyordu. Duvarın her hangi bir kalıntısına rastlayamadım. Küçük bir yere, duvarın fotoğrafları asılmıştı ve bir yolun ortasına küçük bir kulübe yapmışlar. Kulübenin yanında, temsili Amerikan askerleri vardı, isteyen insanlarla, para karşılığında, fotoğraf çektiriyorlardı. Ayrıca isteyenlere para karşılığında, örnek sınırı geçiş belgesini, kaşeleyerek veriyorlardı. Civarda birkaç kafe ve restoran yer almaktadır. Çeşitli ülkelerde gelen, az sayıda ziyaretçiler göze çarpıyordu.

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (15)

Berlin (Duvarı yakını)

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (42)

Berlin (Duvarının yakını)

BÜFECİNİN UYGUN BULMADIĞI CEVABI
Berlin duvarının, daha batısına doğru, dolaşmaya devam ediyordum. Karşılaştığım bir büfede Türkiye’den gelmiş, su satıldığını görünce, almak istedim. Almanların suları, çok farklı ve gazlı olduğu için alışmamış insanı, kandırmıyor. Büfeciye nereli olduğunu sordum. Adam hiç yüzüme bakmıyordu, Türkiye den geldiğini söyledi. Türkiye’nin neresinde geldiğini sorunca, yeniden Türkiye’den geldim, işte dedi. Kendi memleketinin ismini söylemeyi, uygun bulmadığı açıktı.
Neyse, oradan ayrıldım. Yürümeye devam ettim, hemen aklıma, Hamburg şehrinde, sohbet ettiğim, Servet abi’nin, anlattıkları gelmişti. 28 Nisan 2014 Tarihinde, Hamburg şehrinde, sohbet ettiğim,Servet ismindeki abi sohbetimizin bir bölümünde, bana şunları anlatmıştı;
“Avrupa bu medeniyeti elde etmek için çok zorluklar yaşamış, biz daha çok gerideyiz dedi. Sözüne devam ederek şöyle dedi; Geçenlerde bir Alman televizyonunda, Yörüklerin belgeselini izledim, “Bir Yörük kadını elini kırk gün yıkamazmış”
Servet ismindeki, bu arkadaşımız, Avrupa medeniyetine, O kadar inanmış ki, artık kendi toplumunu beğenmez hale gelmişti. Hâlbuki Dünyada herkes bilir ki Türkiye’nin dağı taşı su ile doludur ve Türkiye’de yaşayan herkesin elini ayağını yıkaması işi, Türk toplumunun en önden gelen kültür geleneğidir ve tartışılmazdır. Her şey bir yana, Elini ayağını yıkamak, Türk toplumunun, dini inancının bir mecburiyeti dir.
Büfeci neden öyle davrandığını, söylemedi. Ancak, Gurbet sayılacak bir yerde, her insan böylesi bir soruyu normalde yanıtsız bırakmaz, diye düşünmek daha doğrudur sanıyorum. Anlaşılan birçok insanımız ve diğer ülkelerde gelen birçok insan, artık kendi toplumunun kökünden uzaklaşmış ve kendi köküne yabancılaşmıştı. Bu durum sosyolojik olarak ancak böyle yorumlanabilir sanıyorum.

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (22)

Berlin (Merkez)

TANITIM BELGESELİ
Hamburg Şehrinde, Servet isimli abinin, anlattığı belgeselin, Avrupa’nın kötüleme ve aşağılama çalışmalarını, kitle iletişim araçlarını kullanarak, devam ettirdiğini, açık olarak ortaya koyuyordu.
Bu örnekte de anlaşıldığı gibi; Avrupa’nın zalim zihniyeti, sömürgeci maddi emellerini, kolayca gerçekleştirmek için, Dünyadaki diğer toplulukların, kültürlerini aşağılayarak, ticari pazarını ayakta tutmaya devam etmekten, başka bir şey değildi.
Zaten, kültür emperyalizminin ana hedefi; Diğer toplulukları, kendine hayran edip, kendisine benzetmesidir. Zira böylece, diğer toplulukların, tüketim, eğlence ve giyim alışkınlıklarını kendisine benzettiği zaman, kendisinin ürettiği malları, satacak pazarını da hazırlamış olmaktadır.
Bu kültürel benzetme, konusunda çok açık bir örneğe, Ülkemizde rast gelmiştim. Şöyle’ki; Bundan dört sene önce, Malatya ilinin, Akçadağ İlçesine bağlı, küçük bir köyü, ziyaret etmiştim. Köy yaklaşık elli hanelik’ti. Bu köy, bir dağın dibinde yer almaktadır. Yanımdaki arkadaşla, köyü karşıdan gören bir tepede iken, köyün evlerine hiç benzemeyen, üç katlı koca bir ev yapılmıştı. Evin etrafında bulunan, yaklaşık üç dönümlük arazinin, etrafı bir insan boyu yüksekliğinde, tel çitle, çepe çevre kapatılmıştı. Yanımdaki arkadaşa, neden bu evin farklı olduğunu sordum. Arkadaşım O evin, sahibinin uzun bir süre, Fransa’da kaldığını ve döndükten sonra, bu evi yaptığını, hiç kimse ile görüşmediğini ve tüm köylü ile kavgalı olduğunu anlattı. Neden diye sordum. Arkadaşım, Şöyle anlattı; Yukarıdaki Karoluk Yayladan, boru marifeti ile Kızılağaç denen yerden geçerek gelen suyun, köye yakın bir yerinde, Kaptaç isminde, bir su toplama deposu var. İşte O Evin sahibi, Kaptaç denen O su toplama deposunda, köyün suyunu olur olmaz zamanlarda keserek kendi arazisini suluyor. Köy susuz kalıyor. Köyün suyu, zaten ancak, içmeye, çamaşır yıkamaya ve hayvanların sulanmasına ancak yetiyor. İşte O Evin sahibi bunları, hiç dikkate almadan, Köyün suyunu, Saatlerce kesiyor. Özellikle yaz aylarında, her gün kavga çıkıyor dedi. Bu örnekte de görüldüğü gibi, Avrupa nın tek ayaklı maddi medeniyeti, O evin sahibini, kendisine benzetmişti. Kısacası, insanlığın yüz karası, Egoizm Fransa’dan gelip, Taa Malatya şehrinin, Akçadağ ilçesindeki, küçük bir köyün başına bela olmuştu. Maalesef.
Avrupa’nın egemen güçleri; Diğer yandan, öncelikle kendi halkını ve diğer Dünya topluluklarını, bir kurtarıcı, Mesih beklentisi içine sokmuş durumdalar, Ruhban sınıfının ürettiği, Avrupa Birliği marşında, açık olarak ortaya koydukları; Şu sözlere, dikkatle bakılmalı bence; Avrupa Birliği marşında, aynen şöyle deniyor;
“Kardeşler yıldızlı göğün üzerinde, Gökyüzünün ışıltılı evreninde, sevgili bir BABA vardır.”
Bu söylem, Mesih beklentisinden başka nasıl yorumlanabilir ki.? Mesih beklentisi ise, insanları bunalımdan uzak tutmak için, İnsanları umutlu kılmak olsa gerek. Zira Dünyada kabul edilen, dört hak dinin, son kitabı Kuranıkerim, Bundan sonra artık yer yüzüne, yeni bir Peygamberin gelmeyeceğini söylediğine göre, İnsanları Mesih beklentisi içine sokmak, İnsanları uyutmaktan başka nasıl yorumlanabilir!…

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (20)

Berlin (Merkez)

YAKIN TARİHE BAKINCA
Daha önceleri serveti elinde tutmak isteyen, Ruhban sınıfı, “Mülkiyet hakkı Allah’a aittir” inanışını diri tutuyordu, sonraları ise, bu anlayışı da terk ettiler ve tam bir Egoist Dünya anlayışı getirdiler.
Bu Egoist anlayışın, yerleşmesinden sonra, Yeryüzüne, artık kendisinin dışında yer alan, herkesin kanını emen ve başkasının kanı ile beslenen, sülük misali bir anlayış ve davranış hâkim oldu.
Dünyada, tarih boyunca, Egoizmde içine alan, tüm kötülükler, Hırs, Haset ve Kibir anlayışının ve davranışının, kökünde kaynaklandığı, değişmez gerçek olarak ispatlanmıştır.
Bu Hırs, Haset ve Kibir anlayışının sonuçları, Dünyada zalim milletlerin mazlum milletler üzerindeki zulmünü hâkim kıldı, sanıyorum. Yakın tarihimizde ki zulüm örneklerine baktığımızda; Amerika kıtasının keşfi sonunda, Amerika’ya giden İspanyolları ve Portekizlileri, dostça karşılayan, Kızılderililer toptan yok edildiler.
Daha dün, Pasifik’e hâkim olmak için Japonya da iki şehrin sivil halkı toptan yok edildi, yüz binlerce Cezayirli işkencelerle öldürüldü, Musevi Hazar Türkleri Yahudi sanılarak fırınlarda yakıldılar ve halen devam eden, Irak vahşeti, Egoizmde içine alan bu Hırs, Haset ve Kibir anlayışının sonuçlar değilim ki.
İnsan haysiyetini, hiçe sayan, bu yok edişler, anlayışı ve davranışı medeniyet olabilir mi ki, ?
İnsan oğlunu yer yüzünden silebilecek, Nükleer silahlar, Uluslararası terör, artık dağlardan inip şehirlere yerleşen eşkıyalık, uyuşturucu istilası, yaygınlaşan fuhuş ve benzeri kötülükler, işte bu zihniyetin dünyamıza mirası değil mi ki!…
Sonuçları itibarı ile, Kısaca Egoist olarak adlandırılabilecek bu anlayış, Medeniyet değil, insanlığın yüz karasıdır, diye düşünmek, yanlış olmaz sanıyorum!…

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (2 (7)

Berlin (Tren Garı)

HERKES ÜLKESİNİN YOLUNU ARIYORDU
Stuttgart şehrinden, Berlin’e kadar görüştüğüm Türklerin tamamı, Türkiye’ye dönmenin yolunu arıyorlardı. Berlin’de Karl Marks Caddesinin üzerinde, dönercilik yapan bir Türk bana şöyle dedi; Türkiye’ye gittiğinde, İnsanlara söyle, kimse heveslenip buraya gelmesin, burada hayat bitik dedi.
Görüştüğüm Türkler genelde şöyle dediler, buradaki maddi kültüre diyeceğimiz bir şey yok, ancak manevi kültür asla yoktur ve kabul edebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Bizzat dinlediğim bu söylemlerin hepsi bir gerçeği ortaya koyuyordu. Avrupa’ya gelmek isteyenler tamamen maddi sıkıntılar sebebi ile geliyorlardı. Ancak aklıma takılan şu sorunun cevabını da aramak gerekiyordu;
Mademki, Avrupa’nın medeniyeti, sadece maddi bir medeniyetse, kendi ülkemizde, neden Avrupa medeniyeti bir bütün ve tam olarak algılanıp övüle, övüle göklere çıkarılıyordu. Bu nasıl oluyordu!!!

ALMANYA-BERLİN-30.04.2014  (8)

Berlin (Merkez)

SOĞAN MEDENİYETİ BOZAR MI
Yaşadığım bir örneği vermek istiyorum; Almanya’da tüm restoranlarda ve özellikle Dönercilerde Tüm Almanlar ve Yabancılar, soğansız hiçbir yemek yâda döner yemiyorlar. Özellikle dikkat ettim, Kravatlısından, Hızlı Tren kaptanına kadar, Kadınından Erkeğine herkes, soğanı limitsiz olarak ve severek yiyorlar. Yanlış anlaşılmasın, soğanı verenler, sormadan değil, müşteriye sorarak veriyorlar.
Ülkemizde ise, soğan yemek, nerede ise ayıplanır oldu. Özellikle büyük şehirlerde, Hiçbir dönerciden artık soğan verilmiyor. Kebapçılarda ise ağır ağır kalkıyor, bazı kebapçılar halen soğan vermeye devam etse de günden güne azaldığını her gün yaşıyoruz. İş yerlerinde yenen öğle yemeklerinde, bırakın salatayı soğanlı yapmayı, pişmiş yemeklere dahi soğan konulması ortadan kaldırılmaktadır.
Nedeni ise, koku yapıyor olması gösteriliyor. Zira ülkemizde, yemek kokusu olan yerde medeniyetin olmadığı anlayışı yerleşmiş ve bir belge olarak artık ortadadır. Halbuki, Dünyada kokusuz pek bir şey yoktur. Dolayısıyla koku bir yaşam gereğidir sanıyorum. Ülkemizde kokudan rahatsız olmak sanıyorum özentiden öte bir şey değil.
Satış ve pazarlama literatüründe yer alan bir tabir vardır. Denir ki; En kötü müşteri fakir sosyete tipindeki müşteridir. Çünkü Fakir ve kültürsüz olduğu halde bunun farkında olmayıp, sosyete ayağında geçinen kendisini sosyetik göstermeye çalışan kişiler hep özenti içindedirler. Bu tip müşteriler hem neyin iyi olduğunu bilmezler, hem de hiçbir şeyi beğenmezler. Satıcıyı uğraştırıp durular.
Tek ayaklı olduğu ortada olan, Avrupa medeniyetinin ülkemizde bu kadar göklere çıkarılması da galiba özentiden başka bir şey değil. Gerçeğin farkında olmadan özenilen bu durum, ülkemiz için de gelecekte daha ağır bir risk oluşturması kaçınılmaz olabilir.
ALMANYA-BERLİN-30.04.2014 (47)
Berlin
BİBER KESEN BAYAN
Bu gün, Saat 19:00 Uçağı ile Türkiye’ye dönecektim ve Tegel Hava alanına ilk defa gideceğim için ne olur ne olmaz diye, Saat 16:00 da Tegel hava alanına giden otobüslere binmek üzere otobüs durağına gittim. Hem ’de çevreyi seyredip görmek için iyi olacağını düşündüm. Hava alanına kadar giden, Metro ağı yoktu. Hava alanına giderken oldukça yoğun trafik vardı, otobüs bir saat on dakika sonra hava alanına varabildi. Hava alanı küçük bir yerdi. Hava alanını ayrıntılı olarak gezdikten sonra Polis kontrolünde geçip uçağın hareket saatini beklemeye başladım.
Zaman geçtikçe, bekleme salonu kalabalıklaşmaya başladı, yan koltuk ve karşımızdaki koltuk tamamen doldu, ayakta bekleyen insanlar da vardı. Karşı koltuktan oturan, Alman bir bayan çantasında kırmızı bir biber çıkardı, birde küçük bıçak çıkardı, biberi parça parça keserek yemeye başladı. Yanımdaki arkadaşla göz göze geldik, yanımdaki arkadaş bana dönerek, bak işte görüyorsun bizde olsa görmemişlikle suçlayıp ayıplarlar, bunlar yapınca ayıp olmuyor, aslında buralar medeniyetten çok uzak dedi.
Kısa süre sonra Uçağa gidiş kapısı açıldı ve uçağa binişimizde kısa bir süre sonra, havalanarak zamanında gecikme olmadan, Türkiye’ye vardık. Böylece Almanya seyahati sona ermiş oldu, Bundan sonraki yazmayı planladığım ancak yazamadığım diğer, Türkiye gezileri ile ilgili seyahat yazılarında buluşmak üzere, sağlıkla ve sevgi ile kalın. Rıza Çubuk. 

ALMANYA-BERLİN-29.04.2014   (105)

 

 

 

Etiketler:
Yorum Yazın

Yorumlar 0 yorum

© Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları SELENDİ MEDYA ve haber kaynaklarına aittir, lütfen haberleri izinsiz kopyalamayınız. Youtube Video İndir 45 Haber